Sera  Gazının  Önemi  Ve   Yeni  Yönetmelikler Kapsamında  Sera Gazı   Emisyonları

Sera Gazının Önemi Ve Yeni Yönetmelikler Kapsamında Sera Gazı Emisyonları

Yeryüzündeki   bütün   canlıların  vazgeçilmez  ortamı  olan   hava   tabakası  atmosfer,   sabit  ve  değişken  gazların  karışımından  oluşmaktadır.  Bu gaz karışımının bileşikleri  durağan olmayıp, çeşitli  etkiler sonucu zamana ve  mekana  göre değişkenlik gösterebilmektedir. Atmosferin  yaklaşık  olarak %99’unu  oluşturan, başlıca  gazlarından olan  azot  ve  oksijen  yerküre üzerindeki yaşam  için çok  önemli olmasına rağmen, bu gazların hava ve  hava  olaylarına etkisi  azdır. Sabit gazların yanı sıra atmosferdeki birikimleri düşük  olan  su buharı, karbondioksit,  metan,  nitrus oksit, ozon,   kloroflorokarbon   gibi   değişken   gazların  hava  ve iklim olaylarına  etkisi  oldukça fazladır.

Atmosferin   kendine  özgü   fiziksel  ve  kimyasal  yapısından  kaynaklanan  ışığı  geçirme   ve   ısıyı  tutma  özelliği  bulunmaktadır.  Bu  sayede  güneşten  gelen  ışınların  atmosferde  bulunan  gazlar  tarafından  soğurulması  yeryüzünün  ısı   kaybını  önleyerek, ısınmasını sağlarken, aynı zamanda  bazı ışınlarda  atmosfere geri  yansımaktadır. Bu durum dünyanın  sıcaklığının  dengede  kalmasını sağlamaktadır. Ancak, karbondioksit  başta  olmak  üzere    kükürt  ve  azot  oksitleri   ile  metan  gibi  bazı gazlar  ve   su buharı  dünyaya  düşen  ışınların  yansımasının  bir  kısmını  engelleyip , tutarak yerkürenin  normalden   fazla  ısınmasına  neden  olmaktadır. Bu  olaya  sera etkisi, olayın gerçekleşmesine neden  olan  gazlara  da   sera  gazları  denilmektedir.

Günümüze   kadar,   sera  etkisi ve  sera  gazları  hakkında  ulusal  ve  uluslararası  araştırmalar  sonucu  birçok  bilimsel  nitelikte  yazı  kaleme  alınmıştır. Uluslararası  sözleşmeler  ve  protokoller,  ulusal  tebliğler, yönetmelikler, yayınlanan  standartlar  sera  gazının önemini  vurgulayıcı   yönde   dokümanlar  olmuştur.

IPCC,  UNFCCC,  Kyoto  Protokolü    gibi   uluslararası  organizasyonların  araştırmaları ve   çalışmaları  sonucu,  sera   gazlarının  artışı,   küresel   ısınma   ve   küresel    iklim    değişimi problemini   ortaya  çıkardığı  yönündedir.  19. yüzyıldan   günümüze     kadar    ortalama    0.2 –  0.6 °C  homojen  olmayan  sıcaklık  artışları  olmuştur. Bu  sıcaklık  artışının meteorolojik anlamda  pek çok   önlenemeyen    sonucu   vardır.  Yağışların azalması,  kuraklığın artması,  yerkürenin,  toprağın  ve   suyun  yapısında   bozulmalar, kar  örtüsü  ve buz  hacminde azalma, küresel ortalama deniz  seviyesinde yükselme, atmosfer katmanlarında ve ozon kalınlığında  değişmeler, yeryüzündeki  canlı  hayatının  etkilenmesi  şeklinde bir çok olumsuz sonuç  meydana  gelmektedir.  Konunun  öneminin  gün  geçtikçe  artması  da bu etkiye  karşı   önlemler  almamızı  gereklilikten  çıkartıp  zorunlu   hale  getirmeye başlamıştır.

Bu  kapsamda  iklim  değişikliğine karşı küresel tepkinin temelini Birleşmiş  Milletler İklim Değişikliği  Çerçeve   Sözleşmesi (BMİDÇS)  oluşturmuştur. Sözleşme 1992  yılında kabul edilip,   21  Mart  1994’te yürürlüğe girmiştir. Evrensel  katılıma ulaşan sözleşmenin amacı; atmosferdeki sera gazı birikimlerini   iklim  sistemi üzerinde tehlikeli bir durum olarak ortaya çıkan insan kaynaklı  etkiyi önleyecek bir düzeyde  durdurmaktır. Sözleşme, iklim sisteminin, bütünlüğü başta  endüstri  ve  diğer  sektörlerden  kaynaklı  karbondioksit  ve diğer  sera gazı salınımlarından  etkilenecek,  ortak bir varlık olduğunu kabul etmektedir.

Bu kabulün ardından Türkiye, bir  Ekonomik  Kalkınma ve  İşbirliği  Örgütü (OECDE)  üyesi  olarak , gelişmiş ülkeler ile birlikte  Sözleşme’nin  EK-I  ve  EK-II  listelerine  dahil edilmiştir. 2001’de  Marakeş’te  gerçekleştirilen  7. Taraflar  Konferansı’nda alınan 26/CP.7 sayılı  kararla  Türkiye’nin  diğer  EK-I  taraflarından  farklı konumu  tanınarak, adı BMİDÇS’nin  Ek-II  listesinden  çıkarılmış  fakat  EK-I  listesinde kalmıştır. Türkiye  24  Mayıs 2004’te 189.ülke  olarak  BMİDÇS’ne   katılmıştır.

Ülkeler sadece bu sözleşmeye katılmakla  kalmayıp bazı  protokoller imzalayarak küresel ısınmaya  neden olan  gaz  salınımlarını  düşürmeye  ve  ısıyı  tutan   sera gazlarındaki  artışı durdurmaya çalışmaktadırlar. Bu  amaçla  imzalanan  Kyoto  Protokolü, Kyoto da  gerçekleştirilen  BMİDÇS  3. Taraflar  Konferansı’nda  kabul edilmiştir. Protokol Sözleşme’nin  amaç  ve  kurumlarını  paylaşmanın  yanı  sıra  düzenledikleri  yükümlülüklerin  hukuki niteliği ile ilgili olarak farklılık göstermektedir. Sözleşme  sanayileşmiş  ülkelerin sera gazı salınımlarını stabilize etmeleri yönünde  bağlayıcı olmayan bir yükümlülük tanımlamışken, Protokol  sanayileşmiş  ülke  taraflarına bağlayıcı  sera  gazı salım  sınırlama  ve  azalım  yükümlülükleri  getirmiştir.

Tüm  bu  gelişmeler  yaşanırken  sera  gazlarının   yönetimi  ile ilgili  sistematik  bir  yaklaşım TS  ISO 14064   standartları  ile  gelmiştir.  Bu  kapsam  da  olan  standartlar şu şekildedir:

*TS ISO 14064-1 : Sera  gazları- Bölüm 1:  Sera Gazı Emisyonlarının Ve  Uzaklaştırmalarının Kuruluş Seviyesinde Hesaplanmasına Ve  Rapor  Edilmesine   Dair   Kılavuz   Ve   Özellikler

* TS ISO 14064 -2 Sera  gazları- Bölüm 2:  Sera  Gazı  Emisyon  Azaltmalarının  Veya  Uzaklaştırma  İyileştirmelerinin Hesaplama,  İzleme  Ve  Rapor  Edilme  Faaliyetleri  İçin  Kılavuz  Ve  Özellikler

* TS ISO 14064 -3 Sera  gazları- Bölüm 3:  Sera  Gazı  Beyanlarının   Onaylanmasına  Ve  Doğrulanmasına  Dair  Kılavuz  Ve  Özellikler.

* TS  EN ISO 14065  Akreditasyon  Veya  Diğer  Karşılıklı  Tanıma  Formlarında  Kullanmak  İçin Sera  Gazı  Geçerli  Kılınması  Ve   Doğrulanması  Yapan   Kuruluş   İçin  Şartlar

TS  ISO  14064  Standartları   ile   Sera  Gazı  Protokolü  arasında  ikisinin  de tarafsız  politikalar olması  yönünden    bir   farklılık   yoktur.  Ancak  Sera  Gazı  Protokolü,  raporlanan verilerin  doğrulanmasının  nasıl  yapılacağı   konusunda  bir  yönlendirme  yapmamaktadır.

Günümüzdeki fosil  yakıtların  kullanımı, ormanların  tahrip edilmesi,  modern insanoğlu  aktivitelerinin  artması  doğal  bir  sonuç  olarak, yüksek  miktarlarda  sera  gazı  emisyonuna  bağlı sera etkisinin şiddetlenmesi tehlikesini yaratmaktadır. Bu nedenle  sera gazı emisyonlarının  azaltılması  için  gerekli  önlemler  alınmaya  başlanmıştır.

Türkiye’de de bildiğiniz  üzere , T.C.  Çevre  ve   Şehircilik   Bakanlığı  tarafından  17/05/2014  tarihli  29003  Resmi  Gazete sayılı  ‘’Sera  Gazı  Emisyonlarının  Takibi   Hakkında   Yönetmelik’’   ve   22/07/2014  tarihli  29068  Resmi  Gazete sayılı   ‘’Sera   Gazı   Emisyonlarının   İzlenmesi   ve   Raporlanması  Hakkında Tebliğ’’   yayınlanmıştır. 

Sera  Gazı Emisyonlarının  Takibi  Hakkında  Yönetmelik  kapsamındaki  İkinci  Bölüm; Madde  7’de  “ Ek-1’de  yer  alan  faaliyetleri yürüten  işletmeler,   her  yıl   30  Nisan   tarihine  kadar  bir  önceki  yılın 1 Ocak – 31 Aralık  tarihleri  arasında   izlenen  sera  gazı  emisyonlarını  Bakanlığa   raporlamak  zorundadır.”    ve    Madde  8’de “Ek-1’de  belirtilen  faaliyetleri  yürüten   işletmelerden   kaynaklanan   sera   gazı  emisyonlarına  ilişkin  sera  gazı  emisyon  raporunun   Bakanlığa   gönderilmeden önce   doğrulanması  zorunludur. Sera gazı emisyonlarının  doğrulanması işlemi, Bakanlıkça  yetkilendirilmiş  doğrulayıcı   kuruluşlar  tarafından yapılır.’’   şeklindedir.

CPC   Belgelendirme   Muayene  Deney  Hizmetleri  Ltd.  Şti  olarak 02/04/2015  tarihli  29314  Resmi  Gazete sayılı   ‘’Sera   Gazı   Emisyonlarının  Doğrulanması  ve  Doğrulayıcı  Kuruluşların  Yetkilendirilmesi   Tebliği’’   kılavuzluğunda   konu  hakkındaki çalışmalarımızı  bitirmiş   bulunmaktayız.

Bu  kapsamda, ISO 14064-3  eğitimlerimiz  Almanya  Verico  SCE  tarafından gerçekleştirildi. T.C.  Çevre  ve   Şehircilik   Bakanlığının,  2015  yılı  içerisinde  doğrulayıcı kuruluşları  yetkilendirmesi  sonucu,  yürürlükte olan   17/05/2014  tarihli  29003  Resmi  Gazete  sayılı  ‘’Sera  Gazı  Emisyonlarının  Takibi   Hakkında   Yönetmelik’’   Madde 7  ve  Madde  8  gereği,   Nisan   2016  tarihine  kadar,  2015   yılı   sera   gazı  emisyonlarının doğrulanması  işlemi  gerçekleştirilecektir.

CPC,    Belgelendirme  ve  Muayene     kuruluşu   olarak   Çimento,  Termik  Santral, Tuğla, Demir – Çelik   ve   Cam   üretimleri  sektörlerinde   tüm   süreçlerimiz  tamamlanmış  olup,   TS  ISO  14064  standartları   kapsamındaki   ilke    ve  yaklaşım    esaslarına  dayanarak   emisyonların  hesabının   doğruluğunda ,   ilgili   sera   gazı    emisyonlarının  dinamik  bir   şekilde   kuruluş  seviyesinde   yönetimi    ve   azaltılması   konusunda,    siz  değerli    üreticilere    daha   iyi    hizmet    vermek   için   yanınızdayız.

Saygılarımızla,

CPC  Belgelendirme  Muayene Deney Hizmetleri Ltd.  Şti 

                                                                                             Ceren SARIMEHMETOĞLU

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Moobi Bilgi Teknolojileri © 2021 Tüm Hakları Saklıdır